Thursday, January 29, 2009

cepten ödeme... taaa ekim 2004'te..

Cepten ödeme

Gün geçtikçe yepyeni işlevler kazanan cep telefonları kısa bir süre içerisinde kredi kartlarının da yerini alacak gibi gözüküyor. Bunun en büyük kanıtı ise her geçen gün büyüyen cepten ödeme (mobile payment) pazarı. Kısa bir süre öncesine kadar cep telefonlarından sadece sesli melodiler, resimli mesajlar ve logolar için ödeme yapılırken geliştirilen yeni uygulamalarla artık konser-sinema biletleri, otopark ücretleri, ulaşım ve alış-verişler de cep telefonundan ödenebilecek. Örneğin bu yeni teknoloji sayesinde konser için bilet almak isteyen bir müziksever, cep telefonu veya internet vasıtasıyla siparişini verdikten sonra bilet makbuzunu kısa mesaj şeklinde alacak. Gişeye geldiğinde ise cep telefonunda bulunan özel makbuz kodunu görevliye göstererek konsere girebilecek. Tabii bu esnada bilet kuyruğuna girmesine de gerek kalmayacak. Bu uygulama kısa bir süre önce Singapur’daki bir konserde başarıyla uygulandı.

Cepten ödemenin Avrupa’da uygulandığı pilot alanlardan biri ise Almanya – Çek Cumhuriyeti sınırındaki ufak bir bölge. Kısa bir süre içerisinde bu bölgede yaşayan 300 bin kişi tren, otobüs, tramvay ve metro gibi bütün toplu taşıma biletlerini cepten ödeme yoluyla alabilecek. Biletler cep telefonuna gelen özel bir koddan ibaret olacak ve kontrol yapan görevlilere bu kodu göstermek yeterli olacak. Çalışma saatlerinin giderek kısaldığı ülkelerde her zaman açık bir gişe bulamayan Avrupalılar, Siemens Business Services (SBS) imzalı ve şu anda test aşamasında olan bu uygulamaya büyük ilgi gösteriyorlar.

Norveç’te ise Telenor Mobil GSM şirketi Visa ile yaptığı anlaşmayla bazı kredi kartı ödemelerinin cepten yapılmasına olanak tanıyor. Bu ödemeler arasında ulaşım, sinema biletleri ve kayak merkezlerindeki harcamalar var.

Avusturya’nın başkenti Viyana da cepten ödeme sisteminde yeni bir çağa girmiş durumda. Yine SBS tarafından Viyana belediyesi için geliştiren yeni bir uygulamayla kent içindeki otoparklarda SMS yoluyla park ücreti ödemek mümkün. Sistem çok basit çalışıyor, her sürücü cep telefonundan, park süresini ve araç plakasını belirten bir mesajla otopark ödemesini gerçekleştirebiliyor. Hatta sürücü ödemesini yaptıktan sonra sürenin bitmesine 10 dakika kala cep telefonuna bir uyarı mesajı dahi alıyor. Kent belediyesi “mobil park” uygulamasıyla yılda 40 milyon euro’luk gelir getiren sektörü kolay ve verimli tahsil edilebilen bir noktaya getirme peşinde. Vatandaşların bu yeniliğe ilgisi ise dikkate değer, Viyana’da bir senede bu uygulamadan 50 bini aşkın kullanıcı yararlanmış ve yaklaşık 2 milyon saatlik otopark ödemesi SMS yoluyla yapılmış.

Şişli’de cepten ödeme

Avrupa’da günden güne artan bu uygulamaların Türkiye’de bir benzerini geçtiğimiz yıl Şişli belediyesi başlattı. Buna göre Şişli sakinleri cep telefonlarından kısa mesaj vasıtasıyla kredi kartı numaralarını göndererek emlak ve çevre vergilerini ödeyebiliyorlar.

Otopark, konser biletleri, vergiler ve ulaşım derken görünüşe göre gelecekte cepten ödeme uygulamaları her alanda hayata geçecek. Tabii bu durumda cep telefonlarımızın artık vücudumuzun ayrılmaz bir parçası haline gelmesi kaçınılmaz gözüküyor.

KUTU: Slovakya, AB üyeliğinden sonra ülkede uzun yıllardır kullanılan eski tip ehliyetleri değiştirme kararı aldı. Ülkedeki yeni akıllı ehliyetlerde son teknolojinin bütün olanakları kullanılıyor. Kimlikteki elektronik imza ve dijital fotoğrafla birlikte karta yerleştirilen ufak bir çiple sürücülerin daha önceki trafik kayıtları da ehliyetlerine işlenebilir hale geliyor. Bu yeni teknolojinin çözümü için Slovak içişleri bakanlığı SBS ile 6 milyon euroluk bir anlaşma yapmış.

KUTU: Cepten ödeme (mobile payment) sistemi 2003 yılında 3.2 milyar dolarlık bir pazara ulaştı. 2009 yılında ise bu sektörün yıllık gelirinin 40 milyar dolara ulaşması bekleniyor.*

• Arthur D. Little Global M-Payment Report

Nisan 2004 - Casper Bowden ile Trustworthy Computing (başarısız bir proje)

Bill Gates’in 2002 yılında şirket çalışanlarına yazdığı bir e-mail’deki şu cümlesi Microsoft’un gelecek yıllardaki stratejisini de belirler nitelikteydi: “Amacımız, müşteriler için, evlerimiz ve iş yerlerimizdeki elektrik altyapısı kadar güvenilir bir bilgi işlem ortamı oluşturmaktır.” Gates bu sözlerle ilerde bilgisayarlarda, virüs ve solucan veya casus yazılımlar gibi tehditleri barındırmayan bir bilgi işlem ortamına ulaşmayı amaçlıyordu. Microsoft daha yeni yeni yaygınlaşan bu projesine kısaca Güvenilir Bilgi İşlem (Trustworthy Computing) adını veriyor.

Bill Gates’in 2002’de ses getiren e-mail’inin üzerinden iki sene geçti. Microsoft artık güvenlik konusuna daha çok önem veriyor. Ülkemizde ve dünyada bu yeni ilkelerini tanıtmak adına güvenlik günleri düzenliyor. Biz de E.yaşam olarak, Microsoft güvenlik günü kapsamında geçtiğimiz hafta Türkiye’ye kısa bir ziyaret yapan, Microsoft’un -Avrupa, Ortadoğu ve Afrika- Gizlilik ve Güvenlik Şefi Caspar Bowden ile Güvenilir Bilgi İşlem’in geleceği hakkında sohbet ettik.

Bowden’a göre önümüzdeki dönemde “güvenilir bilgi işlem” (GBİ) bilgisayar kullanıcıları için birincil tercih sebebi olacak. Çünkü kişisel özgürlüklerin kısıtlanmaması ve kötüye kullanılmaması için bilgi akış güvenliğinin sağlanması şart. Tabii Bowden bu yeni fikri sadece güvenlik faktörü ile kısıtlamıyor. Güvenliğin yanında gizlilik, tutarlılık ve güvenilirlik faktörlerini de bu yapıyı oluşturan temel taşlar olarak belirliyor.

Tabii Microsoft’un günümüzde bilgisayarların büyük bir kısmının bağlı olduğu internet gibi her türlü saldırıya açık bir alan mevcutken böyle iddialı bir hedef koyması masraflı olmuş. Bowden, geçtiğimiz yıllarda GBİ’ye yapılan yatırımın yaklaşık 200 milyon dolar olduğunu belirtiyor. Kullanıcılar açısından ise bu harcamaların ilerde geliştirilecek daha “Güvenilir” yazılımların fiyat etiketlerine yansıyıp yansımayacağı ise merak konusu.

Zombi Bilgisayarlar

Güvenilir Bilgi İşlem, ev ve iş kullanıcılarına yönelik olmasıyla iki başlıkta toplanıyor. Bowden’ın verdiği bilgiye göre, son yıllarda artan internet kullanımı ve kablolu kesintisiz bağlantıların popülerleşmesi neticesinde ev kullanıcılarının virüslerden ve casus yazılımlardan etkilenme olasılıkları çok artmış. Hatta bilgisayara nüfuz eden bu küçük virüs yazılımlarının da son zamanlarda giderek akıllanarak, ele geçirdiği makinayı da kendi emellerine alet etmesi sonucunda ortaya “zombi bilgisayarlar” çıkmaya başlamış. Zombi bilgisayarlar aslında, güvenlik çemberi kırılan ve virüs dolaşımına katkıda bulunan bilgisayarlar. Bowden, kullanıcının haberi bile olmadan bellekteki bütün bilgileri kendi kafasına göre değiştirebilen, e-mail adreslerine virüsler yollayan bu zombilere ilk önlem olarak Anti-Virüs yazılımları yüklemenin şart olduğunu söylüyor. Bowden ayrıca günümüzde internete bağlı bir bilgisayarda ortalama 25 casus yazılımın bulunduğunu da sözlerine ekliyor.

KUTU: Bilgisayarınızı Koruyun! http://www.microsoft.com/turkiye/guvenlik

İşyerinde Güvenlik

İşyerinde güvenilir bir bilgi işlem ortamı yaratmak isteyen kullanıcıların işi daha zor, çünkü iş bilgilerinin güvenliği ve iş ortamında daha geniş bir bilgisayar ağının olması ekstra önlemler alınmasına neden oluyor. Bowden, firewall, şifreleme ve bağlantı noktalarının kontrolu gibi klasik önlemlerin ilerde işyerlerinde yeterli olmayacağını öngörüyor. İleride özel şifreleme yöntemleri ile firma içi ve firmalar arasındaki veri transferinin daha güvenli hale getirileceğini iddia eden Bowden, bunun için yeni jenerasyon güvenli bilgi işlem altyapısından bahsediyor.

Kopyalamak Zorlaşıyor

Bu altyapıya göre bilgisayarlarda güvenlik sadece yazılımlarla sağlanmıyor. Bunun yanında anakarta entegre edilecek ufak cihazlarla bilgi dolaşımının güvenli olup olmadığı da kontrol edilebilecek. Ancak bu yeni jenerasyon bilgisayarlar ile birlikte bilgiyi kopyalamak ve bilginin serbest dolaşımı biraz kısıtlanıyor. Özellikle müzik ve film endüstrisi tarafından desteklenen bu yeni platformda kopyalanması yaratıcısı tarafından engellenmiş bir dosyadan “copy-paste” yapmak bile zor hale gelecek. Aslında yapılan bu tarz kopyalamaları engellemese de Microsoft, bilginin yasadışı dağıtımının önüne geçmek istiyor. Zira bu yönde yapılan çalışmalarda Bowden’a göre artık dünyada yazılımlar, donanımlarla entegre çalışarak güvenliği sağlayacak.

Bütün Bilgisayarlar Microsoft Mu Kullanacak?

Caspar Bowden’ın tanıttığı Güvenilir Bilgi İşlem’de bir amaç da bilginin bir noktadan bir noktaya şifreli olarak taşınması. Bu bilginin deşifre edilmesi de karşı tarafa ulaştığı zaman o kullanıcının programı tarafından gerçekleştirilecek (Örneğin söz konusu bir e-mail ise Microsoft Outlook’tan çıkan bir mail, sadece hedeflenen kullanıcının Microsoft Outlook’u tarafından deşifre edilebilecek). Yani bir noktada kullanıcıların tek tip yazılım kullanması özendiriliyor. Fakat internet ortamına baktığımız zaman, bir virüs nasıl insan vücüdünda belirli hücrelerle hızla yayılıyorsa tek yazılımlı bir dünyada da bir virüs saldırısının çok kısa sürede salgın haline gelmesi kaçınılmaz oluyor. Bowden’a ilerde böyle bir tehlikenin varolduğunu söylediğimiz zaman, şu anda “Güvenilir Bilgi İşlem” ortamını yaratmak için alternatif bir çözüm yolu olmadığını söylüyor.

Herkes Microsoft’a Saldırıyor!

İnternetteki virüs,spam ve casus yazılım dolaşımının Microsoft ürünlerine verdiği zarara değindiğimiz zaman Bowden, Microsoft’un şu andaki Pazar payı ve piyasadaki durumu yüzünden sanal saldırılara çok fazla maruz kaldığını söylüyor. Bir takım kimselerin Microsoft’u hedef aldığına değinen Bowden, ancak Güvenilir Bilgi İşlem sayesinde çok daha emniyetli bir geleceğin bizleri beklediğini sözlerine ekliyor. 10-15 sene içerisinde bilgisayar kullanımının günümüze oranla çok daha yaygın olacağını belirten Bowden, eğer ilerde bilgisayarlara daha fazla sorumluluk vereceksek onlara güvenmemizin şart olduğunu söylüyor.

Güvenli Bir Ortamda Herkes Kazanır

Microsoft gelecekte şifreleme standartları ve yeni jenerasyon GBİ sayesinde daha büyük bir Pazar payına ulaşırsa oluşabilecek tekelleşme sorunları neler olabilir diye soruyoruz Mr.Bowden’a. Bu sorumuza ilginç bir cevap veriyor, “eğer gelecekte bilgisayarları insanların bütünüyle güvenebildiği aletler haline getirebilirsek, bu sektördeki büyüme inanılmaz boyutlara ulaşacaktır. Evimizde, mutfakta, banyoda, arabada ve tahmin edebileceğimiz heryerde bilgisayarlar ve yazılımlara ihtiyaç olacaktır. Eminim ki böyle zengin bir iş ortamında her türlü yazılımcı firma kendilerine bir pazar bulacaktır. Çünkü büyümek demek yeni iş imkanları ve yeni iş kolları demektir.”

Bireysel Özgürlükler

Bir gizlilik uzmanı olan MR. Bowden’a yönelttiğimiz son soru ise internetin gelecekte insanların bireysel özgürlüklerini ne yönde etkileyeceği oluyor. Çünkü düşündüğümüz zaman ilerde her türlü kaydın dijital bir ağ ortamında kolayca elde edilebilmesi riski, özel hayatın ve iş hayatının gizliliğini ortadan kaldırabilecek bir tehlike olarak karşımıza çıkıyor. Bowden, bu konu hakkında gayet iyimser, Microsoft’un amacının insanların kendi gizliliklerini kendilerinin tayin etmesini sağlamak olduğu söylüyor. “Eğer gizliliğinizi başka firmalar tarafından güvence altına alırsanız burada kontrol elinizde olmaz” diyor. “Çünkü özel bilgilerinizi kimseyle paylaşmak zorunda değilsiniz, bu koruma amaçlı olsa bile. Bu doğrultuda Microsoft, XP ve Internet Explorer 6 ile birlikte web üzerinde sörf yaparken bile her an gizliliğinizi koruaybileceğiniz bir sistem geliştirdi. Bir web sitesine bağlanırken veya bilgi yollarken bu sitenin güvenirliliğini sizin için sorgulayan ve önünüze seçenekler getiren bu yeni sistemde kontrol kullanıcıda oluyor.”

Caspar Bowden, sohbet boyunca sözlerinde güvenliğin gelecekte her yönden çok büyük önem kazanacağını vurgulamak istiyor. Zaten uyum sürecinde olduğumuz AB içerisinde de bilginin gizliliği ve güvenliği çeşitli yasalarla koruma altına alınmış. Türkiye’nin de en kısa zamanda bu düzenlemeleri yapması gerekiyor.

Caspart Bowden ile yaptığımız bu ilginç sohbet için teşekkür ediyoruz ve dijital ortamlarda daha güvenilir bir gelecek umut ediyoruz.

Sokrates ve Erasmus programları üzerine

Sokrates ve Erasmus; tarihin iki farklı dönemine damgalarını vurmuş şahsiyetler. Bir tanesi ünlü Antik Yunan filozofu, diğeri ise 15. yüzyılda yaşamış Hümanizm’in babası sayılan Hollandalı düşünür.

Peki ikisini biraraya getiren nedir?

1987 yılından beri Avrupa’da uygulanmakta olan bir eğitim değişim programı.

Genel olarak Sokrates adı altında anılan bu değişim programı, çeşitli Avrupa ülkelerinin eğitim amacıyla ortak çalışması esasına dayanıyor. Zira tam 15 yıldır Sokrates programı çerçevesinde 30 Avrupa ülkesi arasında öğrenci ve akademisyen değişimi yapılıyor. İşte Erasmus da her düzeyde değişim gerçekleştiren bu projenin yüksek öğretim ayağını oluşturmakta...

Daha iyi açıklamak için bir örnek verelim:

Erasmus’a kayıtlı herhangi bir Avrupa ülkesinde, çeşitli kriterleri yerine getirmiş, seçkin üniversitelerin öğrencileri, isteklerine göre başka ülkelere giderek, orada da Erasmus’a kayıtlı üniversitelerde 3-12 ay arasında ücretsiz, hatta burslu eğitim görebiliyorlar. Ayrıca öğrenciler, üniversitelerin anlaşmaları doğrultusunda bu süre zarfında yurtdışında aldıkları derslerin kredilerini ülkelerine döndükten sonra kendi fakültelerine transfer ettirebiliyorlar. Dolayısıyla eğitimlerinde değişim yüzünden sene veya dönem kaybetme olasılıkları da ortadan kalkmış oluyor.

Avrupa Birliği ve birliğe aday ülkelerin öğrencileri arasında son yıllarda çok popülerleşen bu program, 2001 yılından beri Pre-Sokrates (Sokrates Öncesi) adı altında sadece Galatasaray Üniversitesi’nde faaliyet gösteriyordu. Bir nevi test dönemi olarak da niteleyebileceğimiz bu zaman zarfında çeşitli fakültelerden yaklaşık 50 öğrenci Galatasaray Üniversitesi tarafından Fransa’daki çeşitli üniversitelere yollandı. Tabii buna karşılık birçok Fransız öğrenci de değişim yaparak İstanbul’a geldi.

Galatasaray Üniversitesi öncülüğünde gayet başarılı geçirilen iki senenin ardından, Sokrates/Erasmus programı önümüzdeki yıl Türkiye’de 15 üniversitede birden pilot uygulamalara başlayacak. Avrupa kültürünü görebilmek ve yurtdışında ücretsiz eğitim almak adına büyük fırsatlar sunan bu program, gelecekte birçok üniversite öğrencisinin hayallerini süsleyecek gibi gözüküyor.

Bu yüzden biz de sabah kampüs sayfası olarak sizler için Galatasaray Üniversitesi’nin pre-sokrates programı ile yurtdışına gitmiş iki Türk öğrenci ve aynı program çerçevesinde İstanbul’a gelmiş iki Fransız öğrenci ile ufak bir söyleşi yaptık.

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinden Azade Aslan ve Yasemin Reman, Fransa’nın Bordeaux kentindeki Michelle de Montaigne üniversitesinde 2002-2003 ders yılının ikinci döneminde misafir öğrenci olarak eğitim gördüler. Bu iki öğrenci Fransa’daki deneyimlerini sabah kampüs’e anlattı:

İLK İZLENİMLER

“Bordeaux kentine gittimizde, bizi ilk olarak üniversitenin öğrenci yurduna yerleştirdiler. İstanbul’a göre çok ufak bir şehir olmasına rağmen Bordeaux, öğrencilerin yaşaması için çok güzel bir yer. Zaten yurt dahilinde Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen Sokrates öğrencileri ile beraber kalıyorduk. Derslere katılmanın yanı sıra okul içi ve okul dışı aktivitelerde uluslararası bir ortamda bulunmak hakikaten çok keyifliydi. Hem farklı kültürlerden insanlarla tanıştık, hem de orada üniversite öğrencisi olarak Türkiye’yi tanıtma imkanı bulduk.”




TÜRKİYE’DE ÖĞRENCİ MOTİVASYONU DAHA YÜKSEK

“Fransa’da ders saatleri ve içeriği açısından, Galatasaray Üniversitesi’ndeki yoğun programımızdan daha esnek bir sistem vardı. Ayrıca Michelle de Montaigne üniversitesindeki öğrenci motivasyonu bizim İstanbul’da alıştığımızdan daha alt bir düzeydeydi. O yüzden akademik olarak pek fazla zorlanmadık.”

TÜRK İMAJINI DEĞİŞTİRDİK

“Okula ilk ayak bastığımızdan itibaren diğer Avrupalılar, Türk olduğumuz için bize biraz önyargılı yaklaştılar. Ancak zaman ilerledikçe onların kafasında oluşturdukları Türk imajını silmeyi başardık. Hem sosyal aktivitelerde olsun, hem de insan ilişkilerinde uyumlu bir görüntü çizdiğimiz için oradaki uluslararası atmosfere çabucak adapte olabildik.”

MÜKEMMEL BİR TECRÜBE

“Bordeaux’da geçirdiğimiz beş ay bize çok şey kazandırdı. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden arkadaşlar edindik, Fransızca ve İngilizcemizi ilerlettik ve Fransız eğitim sistemi hakkında bilgi sahibi olduk. Şimdiye geriye dönüp baktığımızda hayatımızdaki önemli kararlardan birini verdiğimizi düşünüyoruz.”

Sokrates sayesinde yurtdışında beş ay geçiren Yasemin Reman ve Azade Aslan’ın program hakkındaki görüşlerini aldıktan sonra 2003-2004 ders yılının ilk dönemi için yurdumuza gelen ve Galatasaray Üniversitesi’nde eğitim gören iki Fransız’ın fikirlerini aldık. Fransızlardan Meryl Bécède Gazetecilik öğrencisi ve Bordeaux’dan gelmiş. Benjamin Sabbah ise Paris’te ünlü Sorbonne üniversitesi’nde iktisat eğitimi görüyormuş.



TÜRKİYE BİZİM İÇİN FARKLI BİR SEÇİMDİ...

“Sokrates programına başvurduğumuz vakit karşımızda İtalya, İspanya ve İngiltere gibi seçenekler vardı, ancak bu ülkeleri iyi tanıdığımız için kültürünü daha çok merak ettiğimiz Türkiye ve İstanbul’u seçtik. Açıkçası İstanbul gibi bir şehir bizi her zaman cezbetmişti.”

GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ ve SORBONNE

“Gelmeden önce Galatasaray Üniversitesi hakkında pek fazla bilgimiz yoktu açıkçası, ancak adaptasyon sorunlarını aştıktan sonra iyi eğitim veren bir kuruma geldiğimizi anlamakta gecikmedik.” Bu noktada söze giren Benjamin; “ Sorbonne gibi bir üniversiteden gelmiş olmama rağmen bu okuldaki akademik düzey ve öğretmenlerin kalitesi beni gerçekten şaşırttı ve aldığım eğitimden şu an için çok memnunum.”

İSTANBUL

“İstanbul gibi büyük bir metropole gelince Türkiye’nin bir özetini görmüş gibi oluyorsunuz. Taksim, Beyoğlu’na çıktığınızda kendinizi sanki Avrupa’nın herhangi bir şehrindeymiş gibi hissederken, öte yandan bazı semtlere gittiğiniz zaman bambaşka bir dünyayla karşılaşıyorsunuz. Tabii böyle hisleri Paris gibi şehirlerde yaşamak da mümkün ama yine de İstanbul’un büyüsü farklı.”

TERÖR SALDIRILARI

“İstanbul’daki terör saldırılarını öğrendiğimizde olaya birer yabancı gibi tepki vermedik, çünkü biz 5 aylığına da olsa burada İstanbullu sayılırız. O yüzden biz de her İstanbullu gibi çok üzüldük, endişelendik ama aklımıza buradan gitmek gibi bir düşünce hiç gelmedi. Eminiz ki en kısa zamanda hayat eski haline dönecektir.”

İşte görüldüğü üzere Sokrates programıyla seyahat eden öğrencilerin hepsi yaşadıkları tecrübelerden çok memnun kalmış. Zaten Avrupa Birliği yolunda ilerleyen bir Türkiye’nin akademik yanının da Avrupa ile iç içe olması gerekiyor. Zira bu program öğrencilerin yanı sıra öğretim görevlilerini de kapsamakta... Ayrıca şu bir gerçektir ki, yurtdışına eğitimli ve kültürlü üniversite öğrencilerini gönderdiğimiz takdirde, Türkiye’nin imajı herkesin gözünde yücelecektir.

ekim 2003 - Craig Barret Türkiye'de

RÜZGAR GİBİ GEÇTİ...

İntel’in CEO’su Craig Barrett sadece bir gün kaldığı İstanbul’da, takvimine 2 konferans, 1 basın toplantısı ve Başbakanla bir görüşme sığdırdı.

Geçtiğimiz hafta Salı günü, piyasa değeri yaklaşık 200 milyar dolar olan dünya mikroişlemci devi Intel’in CEO’su Craig Barrett Türkiye’deydi. Barrett, sadece bir gün süren ziyaretindeki temaslarına sabah saatlerinde Conrad Oteli’nde verdiği konferansla başladı. Daha sonra otelde bir basın toplantısı yapan Barrett, Boğaziçi üniversitesinde öğrencilerle buluştuktan sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’la da bir görüşme yaptı.

Sabahki açılış konuşmasında son on yıl içerisinde Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkelerin son 10 yıl içerisinde dünya ekonomisine katılmasıyla yaklaşık üç milyar kişilik yeni bir pazarın oluştuğuna dikkati çeken Barrett, Türkiye’nin böylesi bir rekabet ortamına hazırlanması için Bilgi Teknolojileri altyapılarını çok iyi oluşturması gerektiğini söyledi. Bilgi teknolojileri altyapılarını oluşturmak için sunduğu modelde ise dört ana başlık vardı.

- Eğitim: Eğitimli bir nüfus her zaman için gelecekte teknolojik altyapının oluşturmanın temelini oluşturacaktır.
-
- Ar-Ge: Araştırma ve geliştirme için ayırılacak kaynaklar ilerisi için Türkiye’nin kendi teknoloji üretimini yapabilmesi açısından çok önemli.
-
- Altyapı: Daha önceleri altyapı dendiği zaman akla gelen tren yolları ve otobanlar artık yerlerini internet ve telekomünikasyon altyapılarına bırakmıştır. İyi bir altyapı ağı kurulduğu takdirde dijital ve mobil yaşama geçiş çok daha kolay olacaktır.
-
- Devlet Teşviği: Bilgi teknolojileri desteklenmelidir. Gelişim, yasalar tarafından engellenmemeli ancak düzenlenmelidir.

Konuşmasında Türkiye’nin yanısıra dünyanın teknolojik geleceği hakkında da öngörülerde bulunan Barrett, özellikle kablosuz teknolojilerin hem ucuz olmaları hem de sağladıkları avantajlar sayesinde ileride çok büyük bir piyasa oluşturacaklarını ifade etti.


KUTU:

Craig Barret’a göre teknolojinin geleceğini oluşturacak kavramlar
1. Mobilite
2. Güvenlik
3. Sanallaşma
4. Kablosuz


KUTU:

Craig Barrett konferans’ın ardından düzenlenen basın toplantısında soruları şöyle yanıtladı:
Soru: Eğer Türk ekonomisini yönetiyor olsaydınız hangi alanlara yatırım yapardınız?
Cevap: öncelikle iletişim sektörüne ve eğitime yatırım yapardım. Tabii iş alanlarının büyümesini teşvik edecek düzenlemelerde de bulunurdum.
Soru: Türkiye sizce Bilgi teknolojilerinde bölgesel bir lider olabilir mi?
Cevap: Bunun için gerekli fırsatları değerlendirmeniz lazım ancak bölgede Lübnan, İsrail ve BAE gibi bu rolü üstlenmeye aday ülkeler var.
Soru: Türkiye’de ne gibi yatırımlarda bulunuyorsunuz?
Cevap: Şu an için üniversitelerde laboratuarlar kuruyoruz ve gelecekte öğretmenleri teknoloji kullanımı konusunda eğiteceğiz.


Basın toplantısından sonra Boğaziçi Üniversitesindeki bir başka toplantıya katılan İntel’in CEO’su burada öğrencilerin kendisi ve İntel hakkında sorduğu soruları yanıtladı. Daha samimi bir havada geçen bu toplantıda gelecekte internet’in bütün hayatımıza yayılması sonucunda oluşabilecek güvenlik sorunları hakkında bir soruya ise şöyle yanıt verdi:

“İnternet, güvenlik kavramıyla birlikte düşünülmesi gereken bir olgu. Ancak bütün bilgi hırsızlığının ve korsanlığının internet ile ortaya çıktığını söylemek zor. Bu sorun insanların bilgi alışverişinde bulunduğu tüm çağlar içerisinde mevcut olmuştur. Eğer yeterli güvenlik altyapıları kurulduğu takdirde, önemli bilgilerin istenmeyen üçüncü şahısların eline geçmesi engellenebilir.”

Dünya üzerinde 150’den fazla ülkenin GSMH’sinden daha büyük bir şirketin İcra Kurulu Başkanı olan Craig Barrett, Türkiye hakkında bulunduğu isabetli tespitler ve ülkemiz hakkındaki derin bilgisiyle kendisini dinleyenleri etkilemeyi başardı. Günün ilerleyen saatlerinde Başbakan Tayyip Erdoğan ile de bir görüşme yapan Craig Barrett akşam saatlerinde yurttan ayrıldı.

ekim 2003 - Wireless Internet Türkiye'de !!!

OTELDE, HAVAALANINDA, SOKAKTA KABLOSUZ INTERNET

Son yılların heyecan verici teknolojik gelişmelerinden biri olan kablosuz internet artık Türkiye’de de yaygınlaşmaya başladı. Bu teknolojinin özelliği ise, kullanıcısına hem bir kabloya bağımlı olmadan, hem de kapsama alanı içerisinde sınırsız hareket imkanı sağlayarak internet hizmeti vermesi. Türkiye’de kablosuz İnternet ilk olarak oteller ve konferans salonları gibi belirli kapalı alanlarda hayata geçirilmişti. Sonrasında Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali de bu hizmeti vermeye başladı. Son olarak ise İstiklal Caddesi bu uygulamanın başlatıldığı ilk açık alan oldu. Biz de e.yaşam olarak bu yenilikleri sizler için gözden geçirdik. Ancak İstanbul’un çeşitli mekanlarında yaptığımız kablosuz internet testlerine geçmeden önce bu yeni teknolojiyi biraz tanımakta yarar var.

Bilgisayarların, PDA’lerin ve Cep telefonlarının kapsama alanı içerisindeki erişim noktalarıyla sinyal alışverişinde bulunması mantığıyla çalışan kablosuz internet teknolojisi, yeni ve heyecan verici olmasının yanı sıra bazı riskleri de beraberinde taşıyor. Çünkü bir kablo vasıtasıyla yapılmayan ve sadece havadan iletilen sinyallerle yapılan bir veri alışverişinde güvenli koridorlar yaratabilmek gerçekten çok zor. Mesela kablosuz internet hizmetinin verildiği alanlardan internete bağlanan bütün bilgisayarlar aynı yerel ağa (Local Area Network) bağlanmış oluyor. Aynı yerel ağ üzerinden başka bilgisayarların sistemlerine girmek ve tahribat yapmak çok daha kolay bir işlem. Diğer bağlantı tiplerinde (dial-up, kablonet, ADSL) böyle bir tehlike nispeten daha az. Zaten bu yüzden kablosuz teknolojilerde en büyük sorun, veri güvenliğini sağlayabilmek olarak göze çarpıyor.

İşte bütün bu bilgileri göz önünde bulundurarak kalabalık bir Cumartesi günü İstiklal Caddesi’nin yolunu tutuyoruz. Amaç, kablosuz internet’i sizler için test etmek. Test işlemlerini yapmak üzere Pozitron Bilgisayar’dan Sistem Analisti Uğur Yayvak da gerekli yazılım (Windows XP) ve donanımlarla (Bir Lap-Top ve kablosuz internet kartı) bize katılıyor.

Lap-top’u açıp kablosuz internet kartını taktıktan sonra ilk olarak bulunduğumuz ağı tarıyoruz ve bizden başka sadece iki kullanıcının daha o esnada İstiklal Caddesi’nde kablosuz internete bağlandığını tespit ediyoruz. Biz de internete girmek için “web browser”’ımızı açtığımızda ise karşımıza Koçnet’in bir sözleşmesi çıkıyor. Sözleşmede güvenlik sorumluluğunun tümüyle kullanıcıya ait olduğu belirtilip, kabul edilmediği takdirde de internet bağlantısı sağlanmayacağı bildiriliyor.

Ancak biz sözleşmeyi kabul etmememize rağmen yine de yerel ağa bağlanabildik ve gördük ki bu hizmetten yararlanmayı düşünen internet kullanıcılarının güvenlik ayarlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Çünkü yerel ağ üzerinde dolaşırken, bilgisayarlarında güvenlik açığı bulunan kişisel kullanıcıların sistemlerine girebilmenin mümkün olduğunu farkettik. Bu esnada Koçnet’in sözleşmesini hala kabul etmemiştik... Bu tespiti yaptıktan sonra İstiklal Caddesi’nin başından Galatasaray Lisesi’ne kadar olan alanı test edebilmek için birkaç farklı mekanda dizüstü bilgisayarımızı kurduk ve bu alan içerisinde her noktadan internet sinyali alabildik. Lise’ye yakın bir mekan olan İstavrit kafeye gittiğimizde ise artık sözleşmeyi kabul ederek biraz da bağlantının hızını ve kalitesini ölçmeye karar verdik. İstavrit Kafe’de yaklaşık 6 tane erişim noktasından sinyal almamıza rağmen bağlandığımız ilk erişim noktasında başarılı olamadık. Sonraki denememizde ise bağlantı sağlandı ve sörfe başladık. Güvenliği yeterli göremediğiz için herhangi bir şifre gerektirecek adrese (Hotmail, Yahoo Mail vb.) uğramadan download yapmak için bir siteye bağlandık. Bağlantı hızı tatminkar ve ortalama download hızı ise 60kb/s idi. Ancak biz bu denemeyi yaptığımız sırada caddede sadece üç kullanıcı interneti kullanıyordu. İlerde kullanıcı sayısı arttıkça bağlantı hızında düşmeler yaşanabilir. Zaten sözleşmesinde de Koçnet belirli bir bağlantı hızı garantisi belirtmemiş.

İstiklal Caddesi’ndeki test işlemlerini bitirdikten sonraki durağımız The Ritz-Carlton Oteli’ydi. Burada kablosuz internete bağlanmak için belirli bir ücret ödemek gerekiyor. Ancak bağlantı için gerekli olan kablosuz internet kartı otel tarafından tedarik ediliyor. Kablosuz teknoloji’de Intel altyapısını kullanan Ritz Carlton’da İstiklal Caddesi’nden farklı olarak “yüksek data güvenliği” ve 256kb/s bağlantı garantisi veriliyor. Otel tarafından size verilen bir kullanıcı adı ve parolasıyla sisteme giriş yapabiliyorsunuz. Bu işlemler sonrasında boğaz manzaralı lobby, restoranlar ve barlarda internet keyfi yaşamak mümkün oluyor.

The Ritz-Carlton’dakinin benzeri bir sistem Atatürk Havalimanı Dış hatlar Terminali’nde de uygulanmakta. Erişim sisteminin Superonline tarafından sağlandığı Atatürk Havalimanı Dış hatlar terminalinin teknoloji altyapısı ise Ritz-Carlton’da da olduğu gibi Cisco Systems tarafından sunuluyor. Terminaldeki kablosuz bağlantılarda da yine belirli bir “data güvenliği” taahhüd ediliyor. Yılda 10 milyon insanın geçiş yaptığı alanda böyle öncü bir hizmetin veriliyor olması Türkiye’nin imajı ve havalimanının prestiji açısından çok önemli. BU KALIN YERİ KOYMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ  (Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre uçak rötarlarının ekonomiye yıllık zararı yaklaşık 800 milyon dolar. Alanlarda internet kullanımı sağlanabilirse eğer, bu zarar ileriki yıllarda daha aza inebilir.)

Ayrıca bütün bu mekanların yanı sıra 2001’den beri Bilişim Fuarında da kablosuz internet ziyaretçilerin kullanımına sunuluyor. Sonuç olarak özellikle İstanbul’da giderek yaygınlaşan kablosuz hizmetler gelecekte mobil hayata adım atmak adına büyük bir gelişme. İnsanların ofislerine bağlı kalmadan her an her yerde diledikleri gibi hareket ederek internetten yararlanmaları, kanımca verimliliği arttırmakla beraber gereksiz zaman kayıplarını da engelleyecektir.

NOT: Test işlemleri sırasında hem ekipman olarak hem de çalışmalarıyla bu araştırmada emeği geçen Pozitron Bilgisayar ve Pozitron Bilgisayar Sistem Analist’i Uğur Yayvak’a teşekkür ederiz.



KABLOSUZ INTERNETIN AVANTAJLARI
• Mobil kullanım kolaylığı
• Zaman ve iş kayıplarının engellenmesi
• Yüksek hızda bağlantı
• Kesintisiz erişim